19. Özel Güvenlik Sınavı Sonuçları,Sxe 7.0, Crysis indir,Film indir,Film izle ,Full Oyun indir


[-]
Forumilyoncu.Com'a Hoşgeldiniz.

19. Özel Güvenlik Sınavı Sonuçları Açıklandı .

Sxe İnjected 7.0 Çıktı İndirmek İçin Tıklayınız.


Bu Konuyu Görüntüleyenler
amatorbalikci.net

Cevapla  Konu Gönder 
Narsistik kişiliklerde Cinsellik
Yazar Mesaj
No_N1ck
[ кαяιzмαтöя ]


Mesajlar: 1,382
Grup Üye
Katılım: May 2008
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Mesaj: #1
Narsistik kişiliklerde Cinsellik

Konu narsizm veya narsistik kişilikler olunca öncelikle belirtmek gerekiyor ki, psikanalitik ve bağlantılı psikiyatrik literatürün son kırk yılının bu çekici konusu ile ilgili yazılan, çizilen ve araştırılanların çok kısıtlı bir kısmını bile buraya aktarmak bu sunumun sınırlarını aşacaktır. Ben bugünkü sunumda konuya cinsellik ve cinsel problemler açısından yaklaşacağım için, bu yaklaşımda işlevsel olacağını düşündüğüm birkaç boyuta odaklanacağım.


Öncelikle psikanalizin narsizm olgusunu nasıl ele aldığını kısaca hatırlamakta yarar var. Psikanaliz narsizmi ve narsistik kişilik sorunlarını birden fazla formülasyonla çözümler. Bildiğiniz gibi halihazırda psikanalizin sayısı en az dört olarak kabul edilen ekolleri vardır. Değişik formülasyonlar bu ekol farklılıklarından neşet ederler. Bu değişik formülasyonların bir kısmı birbirleri ile bir şekilde birleştirilebilirler. Bir kısmı ise ayrı dururlar.
Bunlar nelerdir ? Öncelikle klasik kuramın işaret ettiği şekli ile yaşamın başlangıcındaki tümgüçlü ve ilişkilere kapalı durumun -ki buna "birincil narsizm" adı verilir-, bir dönüşüm geçirip, "ikincil narsizm" adını aldığını görürüz. İkincil narsizm dışarıdaki nesnelerle ilişkiye giriliyor görüntüsü veren, ancak aslında onlarla ilişkinin gene kişinin kendine yatırımlarının bir uzantısı olduğu durumdur. Klasik psikanaliz bu durumu gelişimsel saplanma veya gerileme olarak değerlendirir. Bu durum, yapısal ve kalıcı veya tepkisel ve dirence yönelik olsun, analitik çalışmayı imkansız kılar çünkü nesne aşkını ve dolayısıyla aktarım nevrozunu engeller. Eğer dirence yönelik ve tepkiselse, psikanalitik çalışma bu direnci aşacak müdahaleleri yapma mecburiyetindedir. Eğer yapısalsa, Freud ve erken dönem psikanalistler bu kişilerin analize uygun olmadığını düşünürler.
Narsizm formülasyonlarında ikinci yaklaşım ego-ideali kavramı üzerine kuruludur. Daha çok nesne-ilişki kuramcıları tarafından ortaya atılan bu formülasyona göre, ego-ideali içsel yapılanmada şişmiş ve işlevsel olarak ön plana çıkmıştır. Özneliğin merkezinde bir ayarsızlık veya sapma oluşmuştur. Ego-ideali, bu spesifik durumda zayıf kalmış olan ben'in (ego) etkinlik ve iktidar alanını işgal etmiş gibidir. Aslında bir tecavüz olarak tanımlayıp, pejoratif bir dille anlattığımız bu durum aynı zamanda savunmacı bir edime dayanır çünkü ego-idealinin kapattığı boşluk ego'nun zayıflığıdır. Böylece sınırda kişilik veya psikotik olmamak için narsistik olunur.
Bir diğer yaklaşım, ego-ideali olgusu ile yakından bağlantılı olduğunu düşündüğüm "Sahte Kendilik" formülasyonudur. Öncelikle Winnicott tarafından ortaya atılan sonrasında Laing, Modell ve Masterson tarafından değişik uyarlanmalar geçiren bu kavrama göre, narsizm, gerçek sureti örten bir personadır. Bu tür bir gizlenme de epey bedeli olan bir savunmadır.
"Sahte Kendilik" kavramıyla ilgilenen, ancak Winnicott tarafından ortaya konulan şeklinde bazı eksiklikleri olduğunu düşünen Güney Afrikalı psikanalist Mervin Glasser (1992 ), narsist kişiliklerin oluşumunu "simulasyon" kavramı ile açıklar. Glasser bu kavramı "Çekirdek Karmaşa" (Core Conflict) adını verdiği genel bir çerçevede inceler. Bu iki kavramın açıklamalarına daha sonra döneceğim.
Son olarak, Heinz Kohut'un narsizm üzerine çalışmaları, bu oluşumu diğer yaklaşımlardan epey farklı bir şekilde açıklamıştır. Narsistik bozukluklar gelişimsel duraklamaların sonucunda ortaya çıkan kendilik (self) bozuklukları olarak tanımlanmıştır. Tabi burada unutmadan eklemek gerekir ki, Kohut'un tanımladığı narsistik bozukluklar, diğer yaklaşımların tanımladığından çok daha geniş bir spektruma yayılır. Bildiğiniz gibi, Kernberg (1976) geniş bir yelpazeyi sınır kişilik örgütlenmesi olarak adlandırır. Kohut'un ise, sınır kişilik kavramı ile arasının çok hoş olmadığını, onu neredeyse psikozla eşanlamlı olarak kullandığını görürüz. Kohut (1977), Kernberg'ün yelpazesinin genişliğine yakın bir spektrumu "kendilik bozuklukları" olarak adlandırır ki bu bozuklukların temeli narsistik tabiattadır.
Narsistik yapılanmanın temel unsurlarından biri bireyleşme sürecindeki aksamadır. Bu aksamanın temelinde çocuğun "önemli öteki" (anne, ilk bakıcı) ile ilişkisindeki sınırları oluşturma zaafı yatmaktadır. Çocuğun deneyimlediği hali ile bu "önemli öteki" onun alanını ihlal etmektedir. Çocuk bu tecavüzcü öteki ile ilişkisinde, Glasser'in (1992 ) "çekirdek karmaşa" olarak tanımladığı bir karmaşa yaşar. Tecavüzcü öteki'nden kaçması, kendini yalıtması büyük bir boşluk yaratır. Kendini tamamen ona bırakması ise, benliğinin bütünü ile kaybolması demektir. Çocuk, Glasser'in "simülasyon" adını verdiği düzenekle bu ikilemin ortasında, Winnicott'ın "sahteleşme" sürecine benzer bir gizlenme ile yaşamda kalmaya çalışır. Simülasyon, olgun bir özdeşleşmeden ziyade, ötekinin tahmin edilen beklentisini taklit etmekle özdeşleşmedir. Glasser, Winnicott'ın (1965) "sahte kendilik" kavramı ile öne sürdüğü fikirlere çoğunlukla katılmasına karşın, bazı itirazlara ve eleştirilere de sahiptir. Glasser, sahtelik veya simülasyon oluşumunda tüm sorumluluğun annenin tecavüzüne bağlanmasına karşı çıkar. Bu tek yönlü ve çevreselci bir bakıştır. Glasser, çocuğun simülasyonla, annenin tecavüzleri kadar, kendisinin anneye duyduğu açlık ve hasetten de korunmaya çalıştığını söyler.
Sınırda kişilik ve narsistik kişiliklerin arasındaki karşılaştırma söz konusu olduğu zaman, sınırda kişiliğin etyolojisi için "ihmal", narsistik kişiliğin etyolojisi içinse "ihlal"in vurgulandığını görürüz. Aslında bu çok doğru bir bölünme değildir. İki patoloji grubunun kökeni için de hem ihmal, hem ihlalden söz edebiliriz. Ancak bu iki kişiliğin temelindeki dinamiklerdeki "ihlal-ihmal" olgusunda içerik ve şiddet açısından farklar mevcuttur. Ayrıca, her bir grupta yer alan kişilerin bünyesel ve mizaca dayalı farkları da ihlal ve ihmal yaşantıları ile farklı şekillerde başa çıkma düzeneklerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Kernberg (1995) narsist ebeveynin narsist çocuklar yetiştirdiğini ve narsistik bozuklukların bir kuşaktan ötekine sürekli aktarıldığını söyler. Çocuğunun öznelliğine, iç dünyasına ilgi duymayan, onun yaşı, o yaşa özgü dönemleri, zorlukları ve gereksinimleri olduğunu göz ardı eden; onun görüntüsü ve davranışlarını sürekli değerlendirme ölçütleri ile izleyen ve beklentileri ile gördükleri arasında bir fark varsa çocukta utanç yaratan hiddetler yaşayan, eleştiriler getiren ebeveyn, çocuk tarafından bu özellikleri ile içselleştirilir. Prosedürel bellek diye adlandırabileceğimiz bu içselleştirme sonucunda, herkes yetişkin, karı-koca, veya anne-baba olma zamanı gelince çocukluğunda ne gördüyse o olarak davranmaya başlar.
Narsistik ilişki kipinin dinamiğinde saldırganlığın özel bir yeri vardır. Önemli öteki ile narsistik ilişki sadomazohistik bir renktedir. Tam ayrışılamayan, ve de tam birleşilemeyen bu öteki ile ilişki, içinde ötekini tahrip etmenin değişik kiplerini barındıran bir mücadeledir. Sadomazohistik kalıbın sadistik tarafında çok açık olan bu durum, mazohistik taraf için de geçerlidir. Diyalektikteki "köle-efendi" ilişkisinde kölenin de efendi üzerinde bir gücü ve kontrolu olduğunu hatırlarsak, mazohistik tarafın sadistik tarafı kontrol ettiğini anlarız.
Narsistik kişilik sadomazohistik ilişki kipinin bu iki yönünü de barındırır. Bazı kişilikler bu iki yön arasında gidip gelirken, kişiliklerin çoğunda bu iki yönden biri daha baskın ve süreklidir.
Narsizm üzerine deskriptif çalışanların çok iyi bildikleri gibi, narsizmi tek yönlü tanımlamak eksikliktir. Küstah, bencil, sınırlanmayı sevmeyen, kendine her şeyi hak gören, uyaran açlığı içinde, büyüklenmeci narsist, sadomazohistik ilişki kipinin sadist tarafını baskın olarak yaşar. Bu taraf, Kernberg'ün (1995) habis narsizm olarak tanımladığı ve spektrumunun ucu antisosyalliğe kadar dayanan kısımdır. Kapalı narsizm olarak tanımlanan, utangaç, içe çekilmeci, yetersizlik duyguları içinde, uyaran tahammülsüz kısım ise bu ilişki kipinin mazohist tarafındadır (Fazla tevazu kibirden gelir). Aslında bu ayrım bize Kohut'un narsistik gelişim kuramındaki iki farklı hattı da düşündürtebilir. Bir tarafta teşhirci-büyüklenmeci hattın hakim olduğunu, diğer tarafta da idealizasyon hattının hakim olduğunu düşünebiliriz. Bu sadomazohistik ilişki kalıbına biraz sonra dönmek üzere, konunun cinsellikle ilgili boyutuna biraz daha yakınlaşalım.
Cinselliğe biraz daha yakınlaşmak bizi tabi ki bedene yönelecektir. Winnicott'ın "sahte kendilik" oluşumu veya Glasser'in "simülasyon" dediği olgu ile gelişim normal seyrinden sapar. Tüm savunmacı oluşumlarda olduğu gibi, bu oluşumlar da belli bir bağlamda işlevseldir ancak uzun vadede astarı yüzünden pahalıya gelir. Bu oluşumların kişiye vurduğu en ciddi darbe, bedenin içine yerleşme ile ilgili olandır. Bu oluşumlar Winnicott'ın (1965) deyimiyle "psikosomatik birliği" bozar. Bozulmuş veya sağlanamamış psikosomatik birlik bedenin cildi ile ruhun teninin örtüşememesi, üst üste gelmemesi anlamına gelir. Narsist kişilik şişmiş bir zihinsellik ve güdük bir beden halindedir. O beden değildir, -bir hayvana sahip olmak gibi- bedene sahip olan küstah bir efendi zihindir. Bu durumu daha önce sözünü ettiğim ego-ideali perspektifinden anlamak istersek, şunu söyleyebiliriz. Egonun temeli, özneliğin ilk ve zorunlu merkezi bedendir. Öncü ego beden-egosudur. Narsistlerde egonun zayıf düşmesi ve ego-idealinin aşırı şişmesi, özneliğin ego merkezli bir odakta bedene yerleşmesine darbe vurmuştur. Bunun sonucunda, beden, psişik derin duyum diye adlandırabileceğimiz bir duyumla içeriden hissedilen, içinde olunan, o olunan bir şey olmaktan çıkar. Beden artık taşınan, ağırlaşan, sorunlar çıkartan, kavgalı olunan, dışarıdaki gözlere ve değerlendirmelere, saldırılara hep açık olan bir hayvandır. Psişik yapı ego-ideali koşutluğunda bir maskeli balo yaratabilir. Yakalanmamak adına rolden role kaçabilir ve gizlenebilir. Oysa beden tüm somutluğu ile ortada kalan bir can sıkıntısıdır. Cinselliğin merkezinde yer alan bir can sıkıntısı.
Psikosomatik birliğin kurulamamış olmasının getirdiği psişik derin duyum kayması yani bedenin cildi ile ruhun teninin üst üste gelmemesi cinsel heyecanın erotik arzuya dönüşme sürecinde aksamalar yaratır. Bu aksama bir tür duyarsızlıktır. Bedene yabancılaşma, bedenin uyarımlarının zihin tarafından okunma eksikliği olarak kendini gösterir. Bu yabancılaşmada kişinin bir öteki ile yataktaki çıplak oluşunda, onun ötekiliğinden ürkmesi de vardır. O yabancının cildi ile arasına, sahteleşmiş bir ara katman -yani öznenin yabancılaştığı kendi bedenini- koyar. Bedensiz bir zihinsellik, tüm yaralanabilirliğiyle arkada saklanır ve iki yabancının yataktaki birleşmesini seyreder (Bu farklı bir "birincil sahne"dir).
Narsistik kişiliğin bu eksiklikler ve kaygılar bağlamındaki cinselliği soğuk ve anorgazmik niteliklere bürünebilir.Ereksiyon zorluğu, lubrikasyon kaybı, geç ejakülasyonlar ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde kesif aseksüel özellikler görünebilir.. Ancak daha sık görünen yüzü ile narsistik kişilikler cinsel heyecandan vazgeçmezler. Cinsel haz çarpılmış yollar ile sağlanmaya çalışılır.
Narsizmin klasik tanımına uygun düşer şekilde mastürbasyon bu kişiliklerin cinseliğinde özel bir yer tutar. Mastürbasyon kişinin güdük bedenini ikinci plana atarak, kendi şişmiş zihinselliğinde, iç nesneleri ile ulaştığı bir cinsel haz ve doyumdur. Mastürbasyon, biraz önce sözü edilen, partnerin ve kendi bedeninin yabancılığından rahatsız olma olgularını by-passlayan bir düşlem (fantezi) aracıdır.
Tüm kişiliklerin cinselliklerinde vazgeçilmez bir yeri olan düşlem, narsistik kişiliklerde cinselliğin diğer ögelerini neredeyse öldürecek kadar şişmiştir. O güdük beden ve şişmiş zihinselliğin ürünüdür. Bir partnerle birlikte yaşanan cinselliklerde de uyarılmanın, hazzın ve doyumun olması için kapatılan gözlerin imkan verdiği iç sahnede çoğunlukla sapkın özellikler gösteren düşlemler alır. Bu bağlamda narsistik kişiliğin bir partnerle sevişmesi de örtük bir mastürbasyondur.
Bu örtük mastürbasyonun zihinsel düşlemler boyutunda, biraz önce üzerinde durduğumuz sadomazohistik ilişkisel kalıplara dönebiliriz. Cinsel uyarılmanın ve doyumun eksik kalan taşlarını sadistik ve mazohistik özellikteki düşlemler doldurur. Sadistik yönü ağır basanlar, tecavüz, rontgenleme, teşhir ve fetiş düşlemlerinde olduğu gibi kendilerini etken, mazohistik yönü ağır basanlar ise bu düşlemlerin kurban rollerinde kendileri edilgen olarak hayal ederler. Bu düşlemsel zihinsel seyir, partnerin zihinsel seyri ve kişilik örgütlenmesi ile uygun düşebilir. Bu gibi durumlarda düşlem yatakta beraber sahneye konan bir oyuna dönüşebilir. Narsistik kişiliğin bu sahneye konan oyunda partnerini tahammülsüz bir rejisör gibi yönetmesi ve tam olarak zihnindeki rolü beklemesi tipik bir ikincil narsizm yansımasıdır. Narsistik kişiliğin daha alt bazı türlerinde partnerin üzerindeki baskının arttığını, onun öznelliğinin, istek ve tercihlerinin tamamen görmezden gelindiğini görürüz. Üst düzey narsistik kişiliğin ağırlıklı olarak kafasında kalan, bu alt tiplerde artık baskın olarak hareket düzeyindedir. Bu ortaya çıkan tabloya perversiyon diyebiliriz.
Geldiğimiz noktada, etken veya edilgen kiplere bürünen bir saldırganlığın farkına varıyoruz. Narsistik ilişki cinsel olsun, cinsellik dışı olsun, saldırgan bir renge sahiptir. O, nesnede çeşitli düzeyde tahribatlar yaratan bir dinamiğe bürünmektedir. Chasseguet-Smirgel (1984) narsizmde tüm aşk ve sevgi değerlerinin dışkıya çevrilmesine dair bilinçdışı bir arzu olduğunu öne sürer. Ona göre, bu anal saldırganlığın temelinde cinsiyet ve kuşak farklarını inkar eden ve değersizleştiren bir tepki vardır. Narsistik yapı hiçbir sınırlanma ve bu sınırlama ile oluşan kaybı kabul etmek istemez. Hem kadın, hem erkek, hem çocuk, hem ebeveyn olmak ister. Bu anlamda, ben narsizmde bir başka temel farka (ve temelinde bir mahrumiyete) yönelik inkar ve değersizleştirme daha olduğuna inanıyorum. Bu da "ben" ve "öteki" arasındaki ayrımdır. Öteki'nin ötekiliği, onun öznelliği, iç dünyası kabul edilmez (Öteki'nin iç dünyası üzerinde mutlak hakimiyet kurma çabaları; akıl okuma; yansıtmalı özdeşleşmelerle "kendini doğrulayan kehanetler" yaratma; "sen zaten hep...", "sen zaten hiçbir zaman...." diye başlayan yargılar yöneltmelerde olduğu gibi). Bir önceki paragrafta özetlenen, narsistik ve sapkın düşlemlerde öteki'nin bir mastürbasyon aracına dönüşmüş olması, onun öznelliğinin ve özneliğinin tahrip edilmesidir.
Narsistik kişiliğin partnerinin bedenine yönelik yönelimlerinde de, onun iç dünyasına yaklaşımına benzer ilgisizlik, duyarsızlık ve acımasızlık ortaya çıkabilir. Cinsel birleşme iki öznelliğin bir araya geldiği, özneler-arası bir dans olmaktan çıkıp, bir tarafın öznelliğinin ve özneliğinin kaybolduğu, onun bedeninin veya beden parçalarının nesnel bir ava dönüştüğü bir fetih veya saldırı haline gelebilir. Narsistik kişiliklerde daha patolojik düzeylere inildikçe, önce, partnerin öznellik artı bedeninin yerine sadece bir beden konulmasına, sonra da bu bedenin parça nesnelere, yani bedenin değişik bölgelerine parçalanmasına rast geliriz. Bazı durumlarda bu bölgenin yerine geçen fetişler de ortaya çıkar. Narsistik kişilik bu gibi durumlarda, kafasında oynattığı sadomazohistik düşlem senaryosunu, yataktaki reel cinsellikte bir organa veya fetişe yansıtmaktadır. Düşlemin senaryosunun ilişki kurduğu yegane şey o parça-nesnedir.
Kernberg'ün, Glasser'in ve Chasseguet-Smirgel'in narsistik kişiliklerin cinselliklerinde hakim olduklarını düşündükleri saldırganlık, nesneyi tüketmeye, bitirmeye yönelik yapıdadır. Narsistik kişiliklerin önemli bir bölümü, ilişkilerinin başlangıcında hiper-seksüel, yüksek libidolu kişiler gibi görünürler ancak bir zaman sonra partnerlerine yönelik ilgileri azalır ve ilişkide can sıkıntısından yakınmaya başlarlar. Nesnelerini tüketmişlerdir. Bu gibi durumlarda, partnerlerine yönelik yoğun eleştirellik ve onun erkekliğini veya kadınlığını, bedenini aşağılama ortaya çıkar. Bunun ardından, partnerini bazı daha regresse ve bu sebeple sapkın düşlemlerin sahneye konmalarında parça-nesneye dönüştürmeye çalışırlar ve/veya o ilişki dışında alternatif partnerler aramaya başlarlar.
Yukarıda özetlenenler, narsistik örgütlenmenin etken ve sadistik yönlerini ön plana çıkartıyor. Edilgen ve mazohistik yanı ağır basanlar, cinsellikte karşı tarafın öznelliğinden ziyade kafalarındaki düşlemle ilişki kurma olgusunda sadistik özellikte olanlardan farklı değillerdir. Mazohist olanların, aşırı boyun eğmeci, kendisinden çok karşı tarafı düşünen ve/veya karşı tarafın saldırganlığını provoke eden tutumları da partnerlerini ve aralarında kurdukları ilişkiyi tüketmeye yöneliktir. Ancak bu özellik tabi ki açıkça sadistik olan narsistik yönelimlere göre örtük kalmaktadır.
Kernberg'ün (1995) ısrarla belirttiği gibi, tüm olgun ve sağlıklı cinselliklerde yukarıda değinilen narsistik ögelerden parçalar vardır. Tüm cinsellikler, "öteki ile bir olma" esprisinden beslendikleri için ve ötekini enkorpore eden özelliklere sahip oldukları için, bir dereceye kadar narsistik tabiattadırlar. Yine her sağlıklı cinsellikte düşlemlere ve onların odağındaki aykırı renklere yer vardır. Ancak olgun ve sağlıklı cinsellik, bu "çok-şekilli sapkın" (polymorphous perverse) unsurları hiçbirinin merkez-kaç yaratmayacağı bir şekilde bir arada tutar. Cinselliğin aykırılığını ve heyecanını yaratan gerilim bu bir arada tutma sinerjisine dayanır. Olgun ve sağlıklı cinselliğin belli bir füzyonla bir arada tuttuğu bu elementlerin içinde saldırganlık ta önemli bir yere sahiptir. Kernberg'e göre, sağlıklı cinselliğin etken ve edilgen rol özellikleri mevcuttur. Ancak bu özelliklerin dereceleri önemlidir. Kadın cinselliğinin edilgen, erkek cinselliğinin etken rolleri kökensel öneme sahip belirleyicilerdir. Yaşamın erken döneminde, önemli öteki ile kurulan ilişkide, yukarıda sözü edilen ihmal ve ihlal yaşantıları ve bunun sonucunda ortaya çıkan savunmacı dönüşümler, bu kökensel etkenlik ve edilgenliği, sadizm ve mazohizme dönüştürür. Bu son söylediklerim kafaları biraz karıştırmış olabilir. Ne sağlıklı, ne sağlıksızdır ? Bu noktada sıhhatli bir ayırıcı değerlendirme yapmak için geçerli olan yol, neyin amaç, neyin araç olduğunu belirleyebilmektir. En basit hali ile söylersek şu soru ayırıcıdır. Saldırganlık mı cinselliğin hizmetindedir ? Cinsellik mi saldırganlığın aracıdır ? Narsistik bozukluklarda ikinci soruya "evet" deriz.
Narsistik örgütlenmenin cinsellikle bağlantısını konuştuğumuz zaman, eşcinsellik konusuna da kısaca değinmek gerekir. Freud (1914 ) narsizm ile eşcinsellik arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu düşünmüştü. Narsist kendisine yaptığı libidinal yatırımı, kendisine benzettiğine yani hemcinsine yöneltebilir, bunun sonucunda ortaya eşcinsel bir ilgi çıkabilir. Kernberg (1995) bu duruma "eşcinsel ikiz" adını verir. Freud'un narsistik aşk ile ilgili söylediklerinde bu "kendisi gibi olma" tek boyut değildir. Narsistik yatırım, kişinin olmak istediği gibi olana, bir zamanlar olduğu gibi olana, vs. yönelebilir. Bu bakış açısını da ihmal etmeyen Kernberg sadece "eşcinsel ikiz"den değil, "heteroseksüel ikiz"den de söz eder. Narsistik karakterin kendi bünyesine katmak istediği özelliklere sahip olan bir karşı cins te narsistik yatırımın nesnesi olabilir. "Eşcinsel ikiz" ile "hetreroseksüel ikiz" arasında her zaman toprak altı bir bağlantı mevcuttur.


|^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__EMEĞE SAYGI_| ||´””|””\___
| _____________ l | |__|__|___|)
(@!)!(@)”””””**|(@) (@)****|(@)
06-11-2008 12:40 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla  Konu Gönder 

Bu Konudaki Mesajlar
Narsistik kişiliklerde Cinsellik - No_N1ck - 06-11-2008 12:40 PM

Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Bu Konuyu Favorilerime Ekle

Forumlar Arası Geçişi

sxe 7.0 19.özel güvenlik sınavı